Kadınlarda idrar yolu sorunları

Kadınlarda idrar yolu sorunları

İdrar Yolu Enfeksiyonuna İşaret Eden Belirti ve Bulgular

Kadınlarda idrar yolu enfeksiyonları nispeten sık olarak görülür. İdrar yaparken yanma, sık idrara çıkma, böbreklerin bulunduğu bölgede ağrı, idrarda kan görülmesi gibi belirtiler idrar yolu enfeksiyonuna (sistit yani mesane enfeksiyonu gibi) işaret edebilirler. Aynı belirtiler idrar yolu taşlarında da ortaya çıkabileceğinden aradaki ayrımın yapılabilmesi ve sorunun ilerlemeden giderilebilmesi için kısa zamanda doktora başvurulması son derece önemlidir.

İDRAR KAÇIRMA SORUNU

Böbreklerde oluşan idrar, böbreklerle idrar torbası arasında bulunan borular sayesinde idrar torbasına aktarılır ve burada depolanır. Depolanan idrar miktarı belli bir aşamaya ulaştığında idrar torbasında bir gerilme oluşmasına neden olur ve bu gerilme idrar yapma ihtiyacının oluşmasıyla sonuçlanır. Şartlar uygun olduğunda karın içi basıncı artırılarak idrarın idrar torbasından uretraya boşalmasını sağlayan kapak gevşetilir ve böylece idrarın istenen bir zamanda dışarıya boşaltılması sağlanır.

İdrarın idrar torbasında depolanarak istemli olarak boşaltılmasını sağlayan mekanizma oldukça karmaşıktır. Bu mekanizma içinde bir yandan idrar torbasında bulunan sinir lifleri öte yandan genital bölgenin alt kısmında yer alan pelvis tabanı kaslarının işlevleri çok önemli rol oynar.

Şartlar uygun olmadığında, yani tuvalette değilken istemsiz bir şekilde kendiliğinden idrar boşalmasına idrar kaçırma adı verilir. Bazı kadınlar özellikle doğum yapmış veya ileri yaşlarda olan kadınlarda idrar kaçırmayı “normal” olarak kabul ederlerken kadınların önemli bir kısmı bir damla idrar kaçırmaktan dahi şikayetçidirler ve doktora başvururlar.

İdrar kaçırma kadınların önemli bir kısmında bulunan bir sorundur ve ileri durumlarda kadının kendini toplumdan soyutlamasına bile neden olabilir.

İdrar Kaçırma Tipleri

“Stres İnkontinans”

Genellikle birden fazla sayıda doğum yapmış kadınlarda görülen bu idrar kaçırma tipinde temel belirti öksürme, hapşırma, gülme, yük kaldırma veya merdiven çıkma gibi karın içi basıncını artıran durumlarda istemsiz bir şekilde idrar kaçırılmasıdır.

Bu idrar kaçırma tipinin nedeni idrar torbası ile uretra arasındaki ilişkinin yapısal olarak bozulmuş olmasıdır. İdrar torbası ile uretra arasındaki kapak işlev gösterememekte ve karın içi basıncının arttığı her durumda kapaktan uretraya ve buradan da dış ortama idrar kaçağı olmaktadır. Kapağın işlevlerinin azalmasına neden olan en temel etken pelvis tabanı kanallarındaki güçsüzlük nedeniyle idrar torbası ile uretra arasında bulunması gereken açının bozulmuş olmasıdır. Bu açının bozulması menopoz döneminde genital dokuların gevşemesine bağlı olabileceği gibi doğum eyleminin yıpratıcı etkilerine bağlı olarak vajinada oluşan sarkmalar en sık görülen etkendir.

“Urge İnkontinans”

Bu idrar kaçırma türü her yaş grubunda görülebilir. Aniden oluşan idrar yapma ihtiyacı tuvalet arayışı esnasında idrarın kaçırılmasıyla sonuçlanır.

“Mikst İnkontinans”

Her iki idrar kaçırma türünün beraberce görülmesine verilen isimdir.

Diğer İdrar Kaçırma Sorunları

Özellikle jinekoloji ameliyatları sonrasında oluşan “idrar kaçırma” sorununun ameliyatın bir komplikasyonu olarak ortaya çıkmış olma olasılığı yüksektir. Bu durumda yapılması gereken ameliyatı gerçekleştiren doktora başvurmaktır.

Tanı ve Tedavi İşlemleri

İdrar kaçırma sorununun değerlendirilmesinde en önemli aşama idrar kaçırma tipinin belirlenmesidir. Stres inkontinansın tedavisi hemen her durumda cerrahi ile mümkün olurken, urge inkontinans çoğu durumda ameliyat dışı tekniklerle tedavi edilmektedir.
İdrar kaçırma tipinin belirlenmesi için kullanılan özel incelemelere ürodinami incelemeleri adı verilir. Bu incelemeler belli merkezlerde bu konuda özel eğitim görmüş kişiler tarafından uygulanırlar.

İdrar kaçırma sorununun tedavisinde uygulanacak olan ameliyat tipi, verilecek ilaç tedavisi ve diğer tedavi yöntemleri ürodinami incelemesinde elde edilen verilere göre belirlenir.

Rahimağzı kanseri öncüsü lezyonlar ve LEEP operasyonu

Rahimağzı kanseri öncüsü lezyonlar ve LEEP operasyonu

Rahim ağzı kanseri öncüsü lezyon nedir?

Günümüzde papsmear testinin yaygın uygulanması ve genital hpv enfeksiyonlarının sık görülmesiyle birlikte rahim ağzı kanserine dönüşebilen lezyonların tanı konulma sıklığı da artmış durumdadır.

Rahimağzı kanserine dönüşme ihtimali olan lezyonlar ağırlık derecesine göre CIN 1, CIN 2, CIN 3 (CIN= cervical intraepithelial neoplasia, servikal intraepitelyal neoplazi yani “rahimağzında epitel içinde yeni oluşum) olarak sınıflandırılır.

Daha yeni bir sınıflama ise LGSIL (low grade squamous intraepithelial lesion, düşük dereceli lezyon) ve HGSIL (high grade squamous intraepithelial lesion, yüksek dereceli lezyon) şeklinde olup LGSIL CIN 1 ve CIN 2ye HGSIL ise CIN 2 ve CIN 3’e karşılık gelmektedir.

CIN 1 ve LGSIL olgularının önemli kısmı kendi kendine iyileşebilen lezyonlar olmakla beraber bir lezyonun gerçekten düşük dereceli olduğu kolposkopi (rahimağzının büyüteçle incelenmesi) incelemesi ve gerekli durumlarda alınan biyopsilerle teyid edilmiş olmalıdır.

Rahim ağzı kanseri öncüsü lezyon saptandığında nasıl bir yol izlenir?

Düşük dereceli lezyonların kendi kendine iyileşme olasılığı olduğundan CIN 1 olgularında ve LGSIL olgularının bir kısmında belli bir süre beklemek ve bu süre sonunda papsmear ve kolposkopi incelemesini tekrarlamak uygun olabilir.

Belli bir süre beklenmesine karşın gerileme görülmeyen olgularda veya baştan beri yüksek dereceli lezyon saptanan olgularda ise tedavi gerekir.

Kabızlık (peklik)

Kabızlık (peklik) ve dışkılama zorluğu

Beslenme yoluyla alınan gıdalar tüm sindirim kanalı boyunca öğütülerek yapıtaşlarına ayrılmakta, bunlar arasından vücudun ihtiyacı olan maddeler kana geçmekte ve lif adı verilen ve daha fazla parçalanamadığından kana geçemeyen, vücut için o anda gereksiz olan veya zararlı olabilecek maddeler sindirim kanalının kalın bağırsak kısmına aktarılmaktadır. Kalın bağırsağa ulaşan bu maddelerin içerdikleri sıvı bağırsağın bu bölümünde kısmen kana geçmekte ve kalın bağırsakta ilerleme devam ettikçe dışkı adı verilen artıklardan oluşan madde son şeklini almaktadır. Dışkı kalın bağırsağın en son kısmında depolanmakta ve belli bir süre sonunda oluşan “dışkılama refleksi” insanın dışkılama ihtiyacı hissederek bu artıkları dışkılama yoluyla vücuttan atmasını sağlamaktadır.

Dışkılama işlevinin başlamasında dışkının yapısal özellikleri çok önemlidir. Lif ve sıvı içeriği uygun olmayan bir beslenme tarzı veya kalın bağırsak hareketlerinin bozulmasına neden olabilecek herhangi bir etken dışkılama işlevini olumsuz etkilemekte ve kabızlık adı verilen sorunun ortaya çıkmasına neden olmaktadır.

Özellikle kadınlar kabızlık şikayetini daha sık yaşamakla beraber bu sorun çoğu insanın hayatının belli bir döneminde yaşadığı ve alınacak basit önlemlerle kendiliğinden düzelme ihtimali yüksek bir sorundur.

Kabızlığın Tanımı

Genel olarak söylemek gerekirse, bir insan dışkılama esnasında zorlanıyorsa, yani bu işlevi uzun bir sürede ve efor sarf ederek gerçekleştiriyorsa bir kabızlık durumunun varlığından söz edilebilir. Öte yandan bir insanın bağırsaklarının normal şartlarda haftada en az üç kez boşalması kalın bağırsakların işlevlerini sağlıklı bir biçimde sürdürmeye devam etmeleri açısından önemlidir. Daha az sayıda dışkılama kalın bağırsağın son kısmında atılmadan bekleyen dışkının bir süre sonra sıvı içeriğinin giderek azalmasıyla sertleşmesine neden olmakta ve bu şekilde oluşan kitle daha ciddi sorunlara yol açabilmektedir.

Dışkılama işlevleri incelendiğinde insanların yaklaşık %90’ının günde üç kez ile haftada üç kez arasında dışkılama işlevinde bulundukları görülmektedir.

Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı’na başvuran kadınların yaklaşık %10’u kabızlık sorunu yaşadıklarını belirtmektedirler. Yaş ilerledikçe bu sorunu yaşama olasılığı daha da artar.